6 Kasım 2013 Çarşamba

İstanbul Gezimiz

Ekim ayı sonunda 29 Ekim dolayısıyla gezenti aile olarak İstanbul yollarına düştük. Eşimle uzun zamandır bir fırsatını bulup İstanbul'a gitmeyi istiyorduk. Sevgili arkadaşım Gonca'nın nikahına katılmak ve kuzenimizin bebeği Bade'yi görmek için 29 Ekim tatili bizim için çok iyi bir fırsat oldu. 

Bir gece önceden Rüzgar'ın yolda yiyeceklerini hazırladım. Sabah için peynirli cevizli kahvaltı, öğlen için tarhana, akşam için de pırasa çorbası...


Evde kahvaltı ile vakit kaybetmemek için kendimiz için de sandviçler hazırladık. Ben zaten böyle yolculuk öncesi arabaya mutlaka sandviç koyarım çünkü yol üzerinde durduğumuz yerler çoğu zaman hayal kırıklığı oluyor.

Tatil boyunca ihtiyacımız olacak pirinç, irmik, tarhana ve sebzeleri de yanıma aldım. Emre de "Bir de cezve koy ben de sana ispirto ocağı alacağım" diye benimle eğlendi. Bunlara ek olarak her daim yanımızda bulunması için hazır meyve pürelerinden de yanımıza aldık. Çok fazla tercih etmeme rağmen dışarıda acil ihtiyacı karşılamak için iyi oluyor.






Gonca'ya "Nerede evlenirsen evlen, senin düğününe geleceğim" diye söz veren annem de bize gelmişti. Sabah 6'da uyanıp son hazırlıklarımızı yaptık, giyindik. Emre eşyaları arabaya yükledi. Emre ve benim için küçük bir valiz, Rüzgar'ın kıyafetleri için ayrı bir valiz, bebek arabası, park yatak, bebek için el çantası ve uzayıp giden listede hep minik oğlumuzun eşyaları ile araba doldu.

Rüzgar Bey de saat 7'de uyandı. Uykusunu açana kadar biraz surat astı. Neyse sonra onu da hazırlayıp 07:30 gibi yola çıktık.

Uyku tulumunu bile çıkarmamış Rüzgar
Bizim oğlan biraz bakınıp arka koltukta yanında oturan annanesiyle biraz oynadıktan sonra uyudu. İzmit'e yakın uyandı. Annanesi kahvaltılık yemeğini yedirdi. Sonra SaSa denen yerde durduk. Koskoca işletmede etrafta gezinen bir sürü garson var ama hiç biri sizinle ilgilenmiyor. Tuvaletlerin olduğu yere bir bebek alt değiştirme masası koymuşlar, onun üstüne de içeri girenler kendi eşyalarını bırakmış. Acayip sinir oldum bir şey almadan kalktık biz de. Benim sandviç teorim de bir kez daha kendini kanıtlamış oldu.

Saat 13 gibi Emre'nin Moda'da oturan kuzeninin evine vardık. Biraz dinlendik, birlikte bir şeyler yiyip çay içtik. Yolculuk sonrası çay çok iyi geldi. Rüzgar da evin minik neşesi Haku ile eğlendi. Sonra da hazırlanıp nikaha gittik.

Haku ile Rüzgar

Gonca çok güzel bir gelin olmuştu. Fotoğraf makinemizi evde unuttuğumuz için foto koyamıyorum maalesef. Nikah vesilesiyle okuldan arkadaşlarım Sinem ve Eda'yı da görmüş oldum çok iyi oldu. Herkesin hâlâ çok genç ve güzel olması çok iyi :) Nikahtan sonra annemi Karacabey'e uğurladık.

Ertesi gün (pazar günü) minik Bade'yi görmek için karşıya geçtik. Şansımıza trafik yoktu. İstanbul'da olduğumuz sürece gittiğimiz her yere Yandex'in navigasyon uygulaması ile kolayca ulaştık. Bade öyle minik öyle tatlı bir bebek ki sevmeye doyamadık. Bade'nin yanında Rüzgar kocaman kaldı. Halbuki Rüzgar bir aylıkken 6-7 aylık bebekler gözüme çok tuhaf görünüyordu. Bebek dediğin sadece böyle minicik olur gibi geliyordu. Zaman gerçekten çok hızlı geçiyor.

Babalar ve Bebekler

Sonra da aynı semtte oturan yeni evli kuzen Çiğdem'in evini ziyaret ettik. Bize bol köpüklü kahve yaptı. Evleri çok güzel ve özenli olmuş. Akşam üzeri Moda'ya geri döndük.

Pazartesi günü Moda sahilinde bir yürüyüş yaptık. Ben daha önce Moda'da bulunmamıştım. Çok sevimli bir semtmiş hem Barış Manço'nun evini de görmüş oldum.


Sonra da üniversiteden arkadaşımız Ali ile buluştuk. Görüşmeyeli uzun zaman olmuştu ama Ali de hiç değişmemiş. Akşam üzeri Dudullu'da oturan dayımıza gitmek üzere Moda ahalisinden ayrıldık. Kaç gündür birlikte fotoğraf çekinmediğimizi fark edince yola çıkmışken geri dönüp bu fotoğrafı çektik.


Dönüş günü, yani salı sabah güzel bir kahvaltı yaptık. Rüzgar'ın sabah uykusundan sonra Kartal'a Emre'nin annanesini ziyarete gittik. Bir sürpriz oldu ve Bade de geldi. Büyük annane küçük torunları gördüğüne çok sevindi.

Büyük annane ve Rüzgar

Büyük annane Bade ile tanışıyor
Her ne kadar dönüş günü de olsa biz üçüncü bir kapıya uğramadan edemedik. Emre'nin çocukluğunun geçtiği Darıca'da eski aile dostlarına uğradık. Çok sevindiler. Oğluma da el örgüsü bir yelek hediye ettiler, Rüzgar'a çok yakıştı.

Evimize vardığımızda saat gece 10 olmuştu. Rüzgar zaten arabada uykuya dalmıştı. Hemen emzirip yatırdım, uyudu.

Bebeklerin günlük düzenini erken zamanda oturtunca şehir dışına da çıksan başka evde de kalsan uyum göstermeleri kolay oluyor. Rüzgar daha küçükken daha uzun süreler Ayvalık'ta ve Karacabey'de de kalmıştık ve yine sorun olmamıştı. Tabi şimdi işin içinde ek gıdalar da olduğundan işin içine biraz daha uğraş giriyor. Her nerde uyandıysak ilk iş ona bir öğün tarhana bir öğün de sebze hazırlayıp çantamıza koydum. Araba koltuğunda bazen sıkıldığı da oldu ama büyük krizler yaşamadık çok şükür. İstanbul gibi yerde trafikte en çok bundan korkuyordum ama çok şükür sıkıntı olmadı.