21 Kasım 2013 Perşembe

Güngörmez Köyü

Kurban bayramında Karacabey'e gidememiştik. Ben işe dönmeden havalar da iyice bozmadan gezenti oğlumla bir haftalık bir Karacabey kaçamağı yaptık. Uzun zamandır görmediğim arkadaşlarım Sema, Hasret, Ahu ve Leyla'yı görme fırsatım oldu. Hem deee onların dünya tatlısı bebekleri Sude Naz, Zeynep ve Ceyda'yı da gördük. Ahmet Yağız uyuyordu onu göremedik ama olsun.

Zaman çok hızlı geçti istediğimiz her şeyi yapamadık ama ne zamandır teyzemlerin köyü Güngörmez'e gitmek istiyordum oraya gidebildik.

Güngörmez Karadağ'ın tepesinde bir oduncu köyü. Ihlamur, kestane, defne, meşe gibi çok çeşitli ağaçlarla süslü bir dağ Karadağ. Biz daha köye doğru çıkarken arabayı davulga (dağ çileği) toplamak için durdurduk.
Köye çıkarken aşağıda Uluabat Gölü de görünüyor. Hatta teyzemlerin bahçesinden Manyas Gölü'nü de görebiliyorsunuz ama havada sis olduğundan onun fotoğrafını çekemedim.


Rüzgar teyzemin bahçesini çok sevdi. Tavukları görünce çok şaşırdı. Bahçede hâlâ meyve veren çilekler vardı. Bir kısmı yeşil olmasına rağmen çileklerin tadı ve kokusu yerindeydi.

Bu çileklerden yedik.

Eniştemin tamamen doğal tavukları
Teyzemle Rüzgar bahçede
Öğlen Rüzgar'a sobada tarhana pişirdim. Sonra da sofrada mantı açtık. Bu sırada Rüzgar dedesiyle oynadı.

Sobada tarhana

Mantılar sıkılıyor
Akşam olunca eniştemle kuzenim Semih odun kesmekten geldiler. Çalıştıkları parselde ayı mantarı bulmuşlar. Giderken bize verdiler. Ertesi sabah kahvaltıda kızgın yağda kavurup yedik. Gerçekten çok hoş bir tadı var.

Ayı mantarı
Yemekten sonra Rüzgar bir de Coni ile tanıştı.

Rüzgar "Bu ne biçim kedi ya" bakışı atıyor
Benim için çok özlediğim bir gün oldu ve tabi ki çabucak geçti.